çanakkale geçildi mi !
26/3/2008 · Kategori: GUNCEL
Çanakkale Gecildi!...
merhaba arkadaşlar...
Bugün sizlere Y.Ö.K. hakkında konuşmak istiyorum.Bundan yaklaşık 1 ay evvel pedagojik formasyon kursları için araştırma yapmaya başladım.Bu araştırmalar sırasında mM.E.B ' na sayısız mail attım hepsine de cevab aldımEn sonunda aldığım cevablarla MEB. beni YÖK. 'e yönlendirdi.Bende hemen mail yazdım. Geçen yıl formasyon kursları devlet ve özel üniversiteleri hakkında bilgi ve listesi için.Cevab alamayınca 3 mail daha attım. Ama hala cevab alamamaktayım.3 hafta geçmesine rağmen bir cevab alamadım.MEB. ve OSYM ye attığım tüm maillere 1 gün içinde cevab gelirken neden YÖK. sistemi bu kadar yavaş ve duyarsız.........Yoksa yüksek öğretimle çok mu alakadar bu aralar ?
Londra'da düzenlenen Kürt konferansında Türkiye'ye ağır eleştiriler yönelten katılımcıları Türk öğrencinin müthiş çıkışı şaşırttı
Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner, 5 Ekim’de Türkiye’yi ziyaret etti. Fransa ile ilişkiler, sözde Ermeni soykırımının Fransız Parlamentosu tarafından tanınmasıyla gerilmiş, sözde soykırımın inkar edilmesinin suç sayılmasını öngören ve Senato’da onaylanmayı bekleyen yasa tasarısının parlamentoda kabul edilmesi ve yeni Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Türkiye’nin AB üyeliğini engelleme çabaları sonucu kopma noktasına yaklaşmıştı. Dolayısıyla, Kouchner’in ziyareti, iki ülke ilişkilerinin normalleştirilmesi açısından önemli. Türkiye’nin tepkileriyle gerilen ilişkilerde ileri yönde adım atan Fransa oldu. Bunun nedeni, pek tabi ki Paris’in Türkiye’ye yaptığı haksızlıkların farkına vararak bunları düzeltme çabası değil. Uluslararası ilişkiler neredeyse her zaman ulusal çıkarlar üzerine kurulur. Peki bu durumda Fransa’nın çıkarları nedir?
Öncelikle Fransız Dışişleri Bakanı ile ilgili kısa bilgi vermekte fayda var. Sağ hükümetin solcu Bakan’ı Kouchner, Fransız Komünist Partisi’nin eski üyelerinden. Daha sonra Sosyalistlerin arasına katıldı. Bakanı Fransa’da popüler yapan, ABD’nin Irak’a müdahalesini onaylayan birkaç Fransız’dan biri olmasıydı. Uluslararası ünü ve itibarı ise 1970’li yıllarda kurduğu “Sınır Tanımayan Doktorlar” grubuyla birlikte çatışmalı ve sorunlu bölgelerde görev yapmasından ve daha sonraki pozisyonlarından geliyor. Kouchner, Türkiye’nin AB üyeliğini savunan yine çok az sayıdaki Fransız arasında. Dışarıda bırakılan Türkiye’nin radikal İslam’ın kucağına itileceğinden endişe duyduğunu ileri süren Bakan’a göre, Türkiye “modern İslam”ı temsil eden önemli bir ülke.
Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Dışişleri Bakanı ve Başmüzakerecisi ile yapılan görüşmelerde sorun yaratan konular ele alındı. Sözde Ermeni soykırımı konusunu gündeme getiren Türk tarafı, konunun ortak tarih komisyonu tarafından incelenmesi gerektiğini ileri sürdü. Kouchner ise bu fikir üzerinde düşüneceğini, meselenin “tehdit” olarak kabul edilmemesini ve ikili ilişkilerde zorluk çıkarmayacağını umduğunu söyledi.
Türk tarafının üzerinde durduğu ikinci konu ise PKK mensuplarının Fransa’da gözaltındayken yurt dışına kaçmaları oldu. Fransız Bakan, PKK’nın terör örgütü olarak tanındığını, ancak konunun “adli” olduğunu ve gerekli düzeltmelerin yapılmasına çalışılacağını ifade etti.
Sarkozy’nin Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki tutumu, Avrupa’da çok tepki çekerek, yeni Cumhurbaşkanı’nın “itici” hale gelmesine neden oldu. Türkiye’nin üyeliğine olumlu yaklaşan Kouchner, iddialara göre Sarkozy’yi ikna ederek müzakereleri bloke etmekten vazgeçirdi. Türkiye’nin adaylık statüsünü ortadan kaldıracağını açıklayan Sarkozy, artık tam üyelik dışındaki bir ilişki türünde de faydalı olabilecek ve doğrudan AB entegrasyonuna yönelik olmayan başlıkların açılmasına itiraz etmeyecek. Böylece 35 başlığın sadece 5 tanesi Fransa engeline takılabilecek. Müzakerelerin devamı, Türkiye ile diyaloğun kopmaması için önemli. Bu süreç içinde Fransa’nın Türkiye’yi tam üyelik dışındaki statüler için ikna etmeye veya rüşvetlerle razı etmeye çalışması bekleniyor. Nitekim, Kouchner ile Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan tarafından yönetilecek bir çalışma grubunun kurulması planlanıyor. Amaç ise “tüm olasılıkların öngörülmesi”. Komisyon, sadece AB üyeliğini değil, imtiyazlı ortaklık, Akdeniz Birliği, geliştirilmiş ortaklık vb. statüleri de değerlendirecek. Türk hükümeti, her fırsatta tam üyelik dışındaki alternatiflerin kabul edilemez olduğunu dile getirirken, Fransa’nın lideri Sarkozy de Türkiye’nin AB’de yeri olmadığını belirtiyor. Kurulması planlanan çalışma grubunda her iki taraf da birbirini kendi doğruları için ikna etmeye çalışacak. Nihai hedefleri aynı olmayan bu grubun sağlıklı bir şekilde çalışması çok zor görünüyor.
Basına fazla yansımamakla birlikte, Kouchner’in ziyareti sırasında AB süreci, Kıbrıs, bölgesel ve uluslararası konuların tartışıldığını tahmin edebiliriz. 2009 yılının Fransa’da Türkiye’nin tanıtımına ayrılacağını hatırlatan Kouchner, Fransa’nın taleplerini de dile getirdi. Bunlar arasında Fransız firmalarına yönelik ambargonun kaldırılması ile askerî amaçlı uydu projelerine katılabilmelerinin önündeki engellerin kaldırılması bulunuyor. Türk tarafı, Fransa’nın tutumuna göre taleplerin değerlendirilebileceğini belirtti.
ABD gibi küresel bir güç olmak isteyen Fransa, özellikle yeni yönetimle birlikte sorunlu bölgelerde yer alma isteğini açıkça ifade etmeye başladı. Bu amaç için seçilen yöntem ise önceki liderlerden çok farklı oldu. Büyük olmak için büyüğün karşısında değil yanında yer almak gerektiğine inanan Sarkozy, ABD ve İsrail ile yakın ilişkiler kurdu. Fransa’nın üzerinde etki kurmak istediği bazı sorunlu ülkelerin Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede bulunması, Fransa’nın bölgesel güçlerle olumlu diyalog geliştirme isteğini anlamlı kılıyor. Çünkü, zayıf bir diyalog ve gergin ilişkiler olduğu müddetçe, ne işbirliği ne de taleplerin dile getirilmesi mümkün olacak. İran, Irak, Arap-İsrail çatışması, Lübnan gibi konulara müdahale etmek isteyen Fransa’nın Türkiye’nin desteğini isteyebilmesi için ilişkilerin öncelikle normalleştirilmesi gerekiyor.
Fransa’nın Türkiye’ye yaklaşmasını gerektiren nedenlere baktığımızda, ekonominin önemi de gözden kaçmıyor. Türkiye, Fransa’nın dış ticaretinde beşinci sırada yer alıyor. Son dönemlerde Fransa’dan yapılan ithalatta gerileme, ihracatta ise artış var. Ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, Fransa’nın Türkiye’ye daha fazla satış yapması, dolayısıyla daha çok para kazanması anlamına geliyor. Ayrıca, Fransız şirketi Gaz de France, Nabucco projesinde yer almak isteyen adaylardan. Ancak Türkiye, bu adaylığa mevcut siyasi gerginlik nedeniyle soğuk bakıyor. Önemi bizzat Fransız Dışişleri Bakanı tarafından dile getirilen konunun ekonomi dışında enerji boyutu da bulunuyor. Nitekim Fransa, AB müzakerelerinde enerji ile ilgili konulara öncelik ve hız verilmesi gerektiğini savunuyor. Bilindiği gibi, enerji sıkıntısı Avrupa’nın tamamında büyük bir sorun ve özellikle Fransa gibi bazı ülkeler Rusya’ya olan bağımlılıklarını, kaynakları arttırarak kırmaya çalışıyorlar.
Her ne kadar henüz telaffuz edilmemiş olsa da, Fransa’nın Türkiye ile ilgili en büyük alışverişinin NATO konusunda olmasını bekleyebiliriz. 1966 yılında NATO’nun askerî kanadından ayrılan Fransa’da, uluslararası düzlemde etkin rol oynama amacı içinde NATO’da da aktif olunması gerektiği düşünülüyor. Fransa, NATO’ya tam entegrasyon için veto hakkı bulunan ve en önemli üyelerden olan Türkiye’nin onayını almak zorunda.
Fransa’nın taleplerinden, Türkiye’nin çıkarları ile çatışmayanlarına - örneğin NATO gibi - cevap vermek mümkün. Ancak, karşılığında PKK ile mücadele, Ermeni iddiaları ve belki de en önemlisi AB konusunda güvence almak gerekiyor. Türk tarafının Fransa’nın içinde bulunduğu durumu kullanabilmesi için zekice planlanmış bir strateji geliştirmesi ve ulusal çıkarlara öncelik vererek hareket etmesi gerekiyor.
Deniz Altınbaş
8 Ekim 2007
Washington entrikalarının” hız kazandığı bir dönemdeyiz. Türk-Amerikan ilişkilerine “üçüncü ülke ipoteği koyma” heveslilerinin gayretlerini daha da artıracağı bir haftaya giriyoruz. Türkiye’nin ABD ile stratejik ilişkilerinin üzerinde 2 önemli “baskı unsuru” var. Bunlardan birisi olan sözde Ermeni soykırımı konusu, yıllardır “temcit pilavı” gibi gündemde tutuluyor. Ayrıca kanlı terör örgütü PKK ile, Türkiye’nin sürekli “meşgul” edilmesini isteyen ve sağlayan (neden acaba?) etki odakları var!
Yani hem sözde soykırım tasarıları, hem de terör örgütü ile Türkiye’nin meşgul edilmesi konusu, ABD’deki bazı “karanlık emelli odakların” etkili birer oyuncağı. Türkiye’ye zarar vermek ve Türkiye’den “menfaatler” koparmak uğruna kullanılan maşalar, pazarlık konuları, bunlar!..
Bu kirli oyunu sürdüren entrikacıların başında ABD’deki Ermeni lobisi geliyor. Ermeni lobisinin tabii müttefiklerini ise, buradaki “Rum ve Yunan lobisi ile, PKK’nın propagandasını yapan bölücüler” oluşturuyor.
Şimdilerde bunlara, desteğimiz karşılığında Türkiye’den başka neler koparabiliriz arayışında olan güçlü “Yahudi lobisinin içindeki bazı çıkar grupları” da eklendi. ABD yönetimi ve Türkiye üzerinde “etkileri” büyük erozyona uğrayan neocon denilen radikal çılgınlar ile, Türkiye’deki batık bankacıların yüksek akçalı avukatlığını yapan uzman kılıklı “akbabalar”, Türkiye karşıtı kirli lobicilik faaliyetlerinin lokomotifi durumundalar. Ayrıca Türkiye’nin resmi lobiciliğini alamayan rakip şirketlerin, baskı ve pazarlık amacıyla zaman zaman bu şer ittifakına katıldıkları da unutulmamalı!
Sözde soykırım tasarıları
ve ABD Kongresi
ABD’deki Türkiye karşıtı şer ittifakının en etkili olduğu yer ABD KONGRESİ.. Hem Temsilciler Meclisi’nde, hem de Senato’da sürekli faaliyet halinde olan Türkiye karşıtı lobilerin ve maşalarının, -Demokles’in kılıcı gibi- kullandıkları istismar aracı ise, her dönemde KONGRE’ye sunulan Ermeni tasarıları.. 1980’lerden beri zaman zaman KONGRE’ye sunulan, gündeme alınan, komisyonlarda görüşülen bu sözde soykırım tasarıları, her defasında engelleniyor.
Aslında şiddetle karşı çıktığımız bu Ermeni yalanlarının ABD Kongresi’nde yasalaşmasının ne Türkiye’ye, ne de ABD yönetimlerine “bağlayıcı bir etkisi” yok! Ama öyle bir çarpıtma ve iftira kampanyası ile bilgi kirliliği yürütülüyor ki, sadece Türklerin değil, “insan” olan herkesin kanına dokunuyor. Bugüne kadar ABD yönetimleri ile, KONGRE’deki milletvekili ve senenatörlerin bir bölümü, -stratejik Türk-Amerikan ilişkilerine ve ABD’nin hayati çıkarlarına vereceği zarardan dolayı- bu Ermeni yalanlarına hep karşı çıktılar ve çıkıyorlar.
İç siyaset mücadelesinin de aracı
Şu sıralar yeniden ısıtılan ve gelecek hafta (10 Ekim’de) Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde görüşülecek olan 106 numaralı tasarı, 30 Ocak’ta Kongre’ye sunulmuştu. O günden beri ne Komisyon’a, ne de doğrudan Genel Kurul’a gelmeyen tasarının şimdi tekrar gündeme girmesinde, hem ABD iç siyaset çekişmelerinin, hem de şu günlerde Türkiye’ye baskı yapılmak istenmesinin etkisi var. 2008 Kasım ayında yapılacak başkanlık ve (435 üyeli) Temsilciler Meclisi’nin tamamı ile (100 üyeli) Senato’nun da üçte birinin yenilenmesi seçimleri, çok kritik ve de çok çekişmeli. Başkan Bush’un partisi Cumhuriyetçiler ile rakipleri Demokratlar, hem başkanlığı, hem de KONGRE’nin her iki kanadında çoğunluğu almak için çok yoğun bir mücadele içindeler. Bu bakımdan, “1 oy bile” büyük önem taşıyor.
Dolayısı ile Ermeni lobisi, bu tarihi fırsatı kullanmak istiyor. Ermeniler ABD’deki oy potansiyelleri ile, özellikle en büyük eyalet California’da bastırıyorlar. Zaten tasarının sahibi Adam Schiff ile Temsilciler Meclisi Başkanı bayan Pelosi California milletvekilileri.
Tasarı gelecek hafta Dış İlişkiler Komitesi’nde görüşülecek. Kabul edilirse, Genel Kurul’da oylanma gündemine alınması için, bayan Pelosi’ye gönderilecek. Dış İlişkiler Komitesi başkanı kıdemli milletvekili Tom Lantos, Musevi asıllı. Daha önceki yıllarda benzer tasarılara karşı çıkan ve Ermeni soykırımına inanmadığını açıklayan Lantos’un şimdilerde tam bir “u” dönüşü yaparak Ermeniler’e göz kırpması acaba neden? Acaba bu “u” dönüşünde, Türkiye’yi ve AK Parti’yi cezalandırmak isteği mi var? Yoksa Yahudi lobisi içindeki neocon denilen radikal çılgınlar ile, Türkiye’den yine “daha birşeyler” koparmak isteyen menfaatperestlerin etkisi mi?
Türkiye-İsrail-ABD ortak çalışmalı
Bu aşamada Türkiye’nin ABD’deki lobisinin, İsrail devletinin ve Amerikan yönetiminin öncelikle Lantos üzerinde “ortaklaşa” çalışması lazım. Lantos’a tasarı yasalaşırsa bundan sadece stratejik Türk-Amerikan ilişkilerinin değil, Türkiye-İsrail ilişkilerinin de göreceği “zarar” somut biçimde anlatılmalı!
Öte yandan kendi seçim bölgesindeki Ermeniler’e baştan angaje Temsilciler Meclisi başkanı bayan Pelosi de şimdi kritik bir yol ayrımında. Tasarı Komite’den geçerse ya tutup Genel Kurul gündemine sokmayacak. Ya da -durumun vahametine rağmen- Genel Kurul’a yollayıp oylatacak. Böylece hem Türk-Amerikan hem de Türkiye-İsrail ilişkilerine ağır bir darbe vurmanın “sorumluluğunu” üstlenecek!
Öte yandan ABD’nin son dönem saygın 8 eski dışişleri bakanları ile 3 eski savunma bakanı, bir mektup yazdılar. Hem Demokrat, hem Cumhuriyetçi eski 11 bakanın ortak imzalı mektuplarında, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’den, “Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili tasarıyı KONGRE gündemine almamasını” istediler. Eski bakanlar tasarının kabulünün, “Türk-Amerikan ilişkilerinde gerginliğe yol açacağını, ABD’nin bölgedeki çıkarlarına ve güvenliğine zarar vereceğini, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin düzelmesini engelleyeceğini” belirttiler.
Biz, bu 11 eski bakanın mektubunun ve ABD yönetiminin yürüttüğü çabaların bayan Pelosi ile KONGRE’deki sağduyu sahibi çoğunluk üzerinde “etkili” olacağını umuyoruz. Tasarının, Dış İlişkiler Komitesi’nden geçse bile, Genel Kurul’a inmeyeceğine inanıyoruz.
Aksi halde, çok yazık olacak... Bakalım bu tarihi dönemeçte, bayan Pelosi ve KONGRE üyeleri, nasıl hareket edecekler? Bekleyelim, görelim...
Hasan Mesut HAZAR
| ASELSAN intiharında şüpheli mektup | |
| Mühendisin intihar mektubu ofisindeki bilgisayarında yazıldı ANCAK O ÖLDÜĞÜ GÜN İŞYERİNE HİÇ GİTMEDİ 22.05.2007 04:13 | |
Otomobilinde ölü bulunan ASELSAN mühendisi Hüseyin Başbilen'in cebindeki intihar mektubunun, o gün işyerine gitmediği halde ofisinde bilgisayarında yazıldığı ortaya çıktı.. ASELSAN'daki üç mühendisin şüpheli ölümü sırrını korurken, 7 Ağustos 2006'da aracında ölü bulunan mühendis Hüseyin Başbilen'in cebinden çıkan "Elveda" başlıklı mektubunun, ortadan kaybolduğu gün işyerindeki bilgisayarda yazıldığı ortaya çıktı. Ailenin avukatı Birgül Güven, KANAS silahlarında uzman olan mühendisin üstünde bulunan mektubun ne zaman ve kim tarafından yazıldığının araştırılmasını istedi. 'BİLGİSAYARI DETAYLI İNCELENSİN' Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın dosyayı, intihar gerekçesiyle takipsizlik kararıyla kapattığını belirten avukat Güven, "Başbilen'in anne ve babası intiharı şüpheli bulduğu için bu karara itiraz edip, sır perdesinin kalkması için bazı taleplerde bulunduk. Cep telefonu kayıtlarının geçmişe yönelik incelenmesi ve bilgisayarının detaylı bir şekilde inceleme yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Şimdi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dosya üzerinde çalışma başlatacak" dedi. Öte yandan, ölü bulunan diğer ASELSAN mühendisleri; Halim Ünsem Ünal ve Evrim Yançeken'in de, Hüseyin Başbilen gibi ODTÜ mezunu olduğu ortaya çıktı. Eşi ile tartıştıktan sonra "Cuma namazına gidiyorum" diyerek evden çıkan mühendis Hüseyin Başbilen, otomobilinde çıkan "Elveda" başlıklı mektubunda mutlu olmadığını dile getiriyordu. 4 Ağustos 2006 tarihinde evden ayrıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan mühendisin otomobilinden çıkan mektupta şunlar yazıyordu: "Ben artık mutlu değilim. Fiziksel rahatsızlığım yok ama tükendim. Karım, seni seviyorum. Bana hep destek oldun. Ailem beni affedin. Beni bulan 260.. nolu telefona haber versin." Aynı kurumda üç intihar! * Hüseyin Başbilen: Makine Mühendisi... 7 Ağustos 2006'da Ankara'da otomobilinin içinde bileği ve boğazı kesilmiş olarak bulundu. * Halim Ünsem Ünal: Elektrik Mühendisi... 17 Ocak 2007'de Eymür Gölü kenarında ölü bulundu. Ünal kafasından aldığı tek kurşunla öldü. * Evrim Yançeken: Elektrik Mühendisi... 26 Ocak 2007'de, altıncı kattan atlayarak intihar etti. SABAH |
pkk lı şerefsizlerin saklandığı mağarada ki duvarda yazan bir yazı
arkadaşlar nette dolaşırken bakın neye rastladim : doğrulı,uk derecesi nedir bilinmez ama Türkiye bu kadar aşağılanamaz!!!!!
Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisinde yer alan ve imzalanan 23 ncü madde Türkiye ve Türk Milleti üzerine oynanan oyunu tüm çıplağı ile gözler önüne serdi.
Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi' nden...
YORUMSUZ: Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi'nin "Türkiye" başlıklı
bölümünden; "Presidency Conclusions"
Madde: 23.."..müzakerelerin yalnız Türkiye'yle değil, diğer
devletlerle de yapılabileceğini... Müzakereler sırasında Türkiye
birkaç devlete bölünürse veya güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti
kurulursa, yeni bir karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere yapılacağına...