LOZANDAN MONTRÖ YE BOĞAZLAR

26/12/2008 ·

C) BOĞAZLARIN LOZAN’DAN MONTRÖ’YE KADAR OLAN DURUMU

          1) LOZAN KONFERANSI VE BARIŞI

            a) Konferansa Hazırlık, Görüşme Konuları ve Katılan Devletler

 

TBMM Hükumeti, Mudanya Mütarekesi görüşmeleri devam ederken İtilaf Devletlerine verdiği bir nota ile barış konferansının 20 Ekim 1922’de İzmir’de toplanmasını teklif etmişti. Müttefikler ise İzmir’deki Yunan mezalim ve tahribatını görmezlikten gelmek için, bu teklifi kabul etmemişlerdir. Sonuçta barış konferansının, 13 Kasım 1922’de Lozan’da toplanması konusunda fikir birliğine varmışlar ve 27 Ekim 1922 tarihli bir nota ile de kararlarını hem TBMM Hükumetine hem de İstanbul Hükumetine bildirmişlerdir.[1]

Daha sonra çok önemli bu konferansta TBMM hükumetini, kimlerin temsil edeceği sorunu ortaya çıktı. Ankara’da gün görmüş, deneyimlerden geçmiş diplomatlar yoktu. Bu nitelikteki kişiler İstanbul’da idiler. Ama her zaman padişah buyruğunda çalışmış olan bu kişiler, Türk davasını tam anlamıyla savunamazlardı. Bu nedenle, temsilcileri, Ankara’nın kadrosundan seçmek gerekiyordu.[2]

            O sıralarda Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Orbay Bey, eski bir deniz subayıydı. Balkan savaşlarında Hamidiye savaş gemisi ile düşmanı uğraştıran, halk arasında Hamidiye Kahramanı diye anılan bu eski asker, Mustafa kemal Paşanın da yakın arkadaşlarındandı. Ne var ki, Rauf Bey, Mondros Ateşkes Anlaşmasını imzalayan kişiydi. Bu bakımdan siyasal geçmişine gölge düşmüştü. Şimdi o, Lozan’da baş temsilci olarak bulunmak ve o anlaşmanın bir çeşit hesabını vermek istiyordu. Ancak bu kadar önemli bir işe, geçmişte hatalar yapmış birinin gönderilmesi ciddi bir davranış değildi. Bu düşünceyle Gazi, diplomasi alanında deneyimsiz ama Mudanya Ateşkes görüşmelerinde yetenekli bir kişi olduğunu kanıtlayan İsmet Paşa’nın Lozan’a baş temsilci olarak gönderilmesini uygun buldu. İsmet Paşa Dış İşleri Bakanlığına getirildi. Yanına yardımcılar verildi. İsmet Paşa çalışma arkadaşlarıyla birlikte barış görüşmeleri için hazırlanmaya başladı.[3]

            Lozan için tayin edilen heyetin TBMM tarafından onaylanmasından sonra söz alan İsmet Paşa konuşmasında “Misak-ı Milli ile yapılmış anlaşmalar çerçevesinde haklarımızı savunacağız” derken temel ilkenin Misak-ı Milli olduğunu ifade ediyordu. İsmet Paşa’nın gerek TBMM’nde yaptığı söz konusu bu konuşmasında gerekse Sapanca’da trende iken gazetecilere verdiği demecinde Türk heyetinin amacının Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmek olduğunu ısrarla vurguladığı görülmektedir.[4]

            Görüşmelere 13 Kasım 1922 yerine, İngiltere’de kabinenin değişmesi sebebiyle 20 Kasım 1922’de saat 15.30’da Lausanne’da Casino de Montbenon’da başlanmıştır. Türkiye’den başka İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Japonya, Romanya ve Yugoslavya (Eski Sırp-Karadağ, Hırvat, Makedon) gibi yedi devlet bütün maddeler üzerinde söz sahibi olarak; Sovyet Rusya ve Bulgaristan da ancak boğazlar üzerindeki maddelerde konuşmak için Lozan Konferansına katıldılar.

            Konferansın açılışında İsmet Paşa yaptığı konuşmasında Türk Milleti’nin, hiçbir kurtuluş umudu kalmadığını anlayarak varlığını korumayı ve kendi kaynaklarıyla bağımsızlığını kazanmayı başardığını ifade etmiştir.[5] TBMM Hükumetinin konferansa katılma amaçları: Misak-ı Milli’yi gerçekleştirme, Türkiye’de bir Ermeni devleti’nin kurulmasını engelleme, Kapitülasyonları kaldırma, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunları çözme (Doğu Trakya, Ege Adaları, Nüfus değişimi, Savaş tazminatı.), Türkiye ile Avrupa devletleri arasındaki sorunları çözme (Ekonomik, Siyasal, Hukuksal …)dir.[6]

         b)Görüşlerin Başlaması ve Kesilmesi

 

            20 Kasım 1922’de Lozan görüşmeleri başladı. Konferansın ilk gününden itibaren uzun tartışmalar yapıldı. Osmanlı borçları, Türk-Yunan sınırı, Boğazlar, Musul, azınlıklar ve kapitülasyonlar üzerinde uzun görüşmeler yapıldı. Ancak kapitülasyonların kaldırılması, İstanbul’un boşaltılması ve Musul konularında anlaşma sağlanamadı.

            Temel konularda tarafların tavize yanaşmaması ve ciddi görüş ayrılıkları üzerine 4 Şubat 1923’te görüşmelerin kesilmesi savaş ihtimalini yeniden gündeme getirdi. TBMM, her ne kadar savaş için hazırlık yapmış ise de savaşı son çare olarak görüyordu. İtilaf Devletleri’nin ise bu dönemde TBMM ile tekrar savaşa girme ihtimalleri oldukça zayıf idi. Tarafları yeniden barış masasına oturtmak amacı ile arabulucular devreye girdi. Taraflar arasında karşılıklı verilen tavizler ile 4 Şubat’ta atılan köprüler yeniden kurulduktan sonra görüşmeler 23 Nisan 1923’te tekrar başladı. 23 Nisan’da başlayan görüşmeler, 24 Temmuz 1923’e kadar devam etti ve bu tarihte Lozan Barış Anlaşması’nın imzalanması ile sonuçlandı.[7]

         c) Lozan Konferansı’nda Türk Boğazları Meselesi

 

            Boğazlar Meselesi, bir Rus-İngiliz tartışma konusu olarak diğer konulardan farklı bir mahiyet almış ve Lord Curzon, İsmet Paşa ile olduğu kadar Sovyet Rusya Hariciye Komiseri Çiçerin ile de çatışmıştır. Konferansta ilk olarak, Türk görüşünü açıklamaya davet edilen İsmet Paşa, genel bir konuşma yapmış, diğer delegelerin görüşlerini dinlemedikçe teferruatlı görüş açıklaması yapmaktan kaçınmıştır.[8]

            Boğazlarla ilgili genel görüşmelerde Lord Curzon, konferansa sunulan en önemli meselelerinden birinin, Boğazlar meselesi olduğunu belirtmiştir. Bu, sadece son zamanlarda savaşa tutuşmuş olan Devletlerle Boğazların yakın komşuları olan bütün dünyayı ilgilendirmekteydi. Uluslar arası bu büyük yol, son yüzyıl içinde yapılmış çeşitli anlaşmalara konu olmuştur.

            Ancak Çanakkale ve Karadeniz boğazları, Türk devletinin egemenliği altındaki topraklarda bulunduğu için, Türkiye’nin bu sorunla çok ilgili bulunduğu, bu konunun Türkiye için özel bir önemi olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır. Bu yüzden, TBMM Temsilci Heyeti, genel barışı sağlam bir temele oturtabilmek için, bu soruna söz konusu bütün meşru çıkarları uzlaştırabilecek bir çözüm bulunmasını dilemektedir. Bu konuda Türk Hükumetinin görüşü, dört yıl önce Misak-ı Milli’de de belirtildiği üzere şöyledir:

            Halifeliğin bulunduğu yer, Sultanlığın başkenti ve Osmanlı Hükumetinin merkezi olan İstanbul şehriyle Marmara Denizi’nin güvenliği her türlü saldırıdan korunmuş olmalıdır. Bu ilke saklı kalmak şartıyla Akdeniz(Çanakkale) ve Karadeniz boğazlarının dünya ticaretine ve uluslar arası ulaşıma açık tutulmasına ilişkin olarak bizimle bütün öteki Devletlerin oy birliği ile verecekleri karar geçerli olacaktır.[9]

            Lozan’da Boğazlarla ilgili olarak üç farklı görüş çarpışmıştır. Birbirinden ayrı bu tezler şöyledir:

            1-Müttefiklerin Görüşü: Boğazların hem ticaret hem de harp gemileri için mutlak olarak açık olması; bu açıklığın teminatı olarak boğazın iki tarafının askersizleştirilmesi; milletlerarası bir idarenin bu işi idare ve kontrol etmesi.

            2-Rusya’nın Görüşü: Boğazların sadece gemilerine açık olması, bütün harp gemilerine kapalı tutulması; Türkiye’nin boğazları tahkim etmesi.

            3- Türk Görüşü: misak-ı Milli’nin dördüncü maddesine uygun olarak, İstanbul ve Marmara’nın emniyeti şartı ile Boğazlardan geçiş serbestîsi.

            İsmet Paşa, 8 Aralık 1922 günkü oturumda beklenen görüşünü açıkladı. Yaptığı konuşmada, beş asırdan beri Boğazların sahibi olan Türklerin, hiçbir zaman, dostlarını veya düşmanlarını, Boğazların şu veya bu suretle müdafaasına yöneltilebilecek tenkitlerin, ancak devletlerce konmuş olan kaidelere yöneltilebileceğini, yani bu kaidelerin Türkler tarafından tatbikine karşı ileri sürülemeyeceğini söylemiştir. İsmet Paşa, Boğazlara tatbik edilmesini istediği usulü 3 esasta toplamıştır.

            1-İstanbul ve Marmara’nın emniyeti için, denizden ve karadan gelecek baskınlara karşı teminat verilmesi.

            2-Harp gemilerinin, Boğazlarda ve Karadeniz’de bir tehlike yaratmamaları için tahdit edilmeleri.

            3-Harp ve sulh zamanlarında ticaret gemilerinin serbest geçişi.

            Boğazlarla ilgili olarak 6 Aralık 1922 tarihli oturuma ABD, İngiltere, Fransa, Yunanistan, İtalya, Japonya, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı, Bulgaristan, Rusya, Ukrayna, Gürcistan ile Türkiye katılmıştır.[10]

            Lord Curzon yaptığı konuşmada Müttefiklerin tekliflerini, ana çizgileriyle ve iki bölüme ayırarak ifade etmiştir:

            1-Ticaret gemileriyle savaş gemilerinin Boğazlardan geçişinin düzenlenmesi.

            2-Boğazların kıyılarında askerlikten arındırılmış bölgeler kurulması.

            Ticaret gemileri bakımından, Türkiye tarafsız kaldığı sürece, bayrak ve yük ne olursa olsun, hiçbir işleme, hiçbir resim ya da harca bağlı bulunmaksızın, hem barış hem de savaş zamanında tam bir geçiş serbestliği olacaktır. Savaş zamanında, Türkiye savaşa katılırsa-savaş kaçağı eşya, asker ya da düşman uyruğu sivil yolcular taşıyarak Türkiye’nin düşmanlarına herhangi bir yardımda bulunmamak şartıyla- tarafsız gemiler için tam geçiş serbestliği bulunacaktır.

            Düşman gemilerinin Boğazları kullanmalarını önlemek üzere Türkiye’nin alacağı tedbirler, tarafsız gemilerin serbestçe geçmesini aksatacak nitelikte olamayacaktır.[11]

            Savaş gemileri bakımından, barış zamanında bir Türk limanında herhangi bir Devletin savaş gemilerinin sayısını ve kalış sürelerini kısıtlama dışında, hiçbir formalite olmaksızın ve herhangi bir haraç ya da resim alınmaksızın bayrağı ne olursa olsun, bütün gemiler için tam geçiş serbestliği olacaktır. İmzacı Devletler, Boğazların sularıyla Marmara Denizi’nde elçilik gemileri bulundurmalarına ilişkin olarak savaştan önce yararlandıkları haktan eskiden yürürlükte olan şartlar içinde gene yararlanacaklardır.

            Savaş zamanında Türkiye tarafsız kaldığı sürece savaş gemileri için barış zamanındaki gibi tam bir geçiş serbestliği olacaktır.

            Savaş zamanında Türkiye savaşa katılırsa, yalnız tarafsız savaş gemileri için tam bir geçiş serbestliği olacaktır.[12]  

            Lozan’ın en çok tartışılan konularından biri olan Boğazlar sorunu aşağıdaki şekilde çözümlenmiştir:

1-      Boğazların idaresi, başkanlığı bir Türk’ün yapacağı uluslararası bir komisyona bırakılmıştır

2-      Boğazların her iki yakasında 20’şer km’lik askerden arındırılmış bir bölge oluşturulmuştur.

3-      Oluşturulan askersiz bölgeye olağanüstü bir durum yaşandığında Türkiye’nin asker sokabileceği kararlaştırılmıştır.

4-      Boğazlardan ticaret gemilerinin serbestçe geçmesine karar verilmiştir. Savaş gemilerine ise tonaj sınırlaması getirilmiştir.

5-      İstanbul’daki işgal güçlerinin şehri bir buçuk ay içerisinde boşaltmaları kararlaştırılmıştır.

Önemi: Boğazlar komisyonunun kaldırılmaması Türkiye’nin bağımsızlık ve hâkimiyetini sınırlandırmıştır. Boğazların bütün milletlere açıklığı kabul edilmiştir.[13]

2) Boğazlar Komisyonu

 

                        Kurtuluş Savaşı sonrası imzalanan Lozan Barış Antlaşmasına göre İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan geçişi denetlemek amacıyla kurulan uluslararası komisyondur. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’na göre, büyük devletlerin ve Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin temsilcilerinden oluşan komisyonun başkanlığını bir Türk temsilcisinin yapması kararlaştırıldı. Karada herhangi bir yetkiye sahip olmayan komisyona, Boğazlardan geçen savaş gemilerinin ve Boğazlar üzerindeki hava sahasını kullanan askeri uçakların geçişiyle ilgili olarak, kuralların uygulanıp uygulanmadığını denetleme görevi verildi. Ayrıca Milletler Cemiyeti’nin koruması altındaki komisyonun, faaliyetleriyle ilgili olarak her yıl rapor sunması karar alındı. 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi sonrası Boğazlar Komisyonu’nun görevi sona erdi.[14]

 

 

D) MONTRÖ SÖZLEŞMESİ İLE BOĞAZLARIN DURUMU

                   1)Montrö Sözleşmesi

 

                        Lozan Konferansı’nda imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’ne göre, “Boğazların geçiş serbest olacak Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının her iki kıyısıyla Marmara Denizi’ndeki adalar askerden arındırılacaktı. Boğazların 20 km’lik çevresi askersiz hale getirilecekti. Bu bölgenin kontrolü ve güvenliği de Milletler Cemiyeti’nin garantisi altında olacaktı.”[15]

                        Hava teknolojisinin gelişmediği dönemler de denizleri birbirine bağlayan ince su yolları dünyanın en duyarlı bölgeleri olmuştur. Gerek ticaret gerekse askeri bakımdan su yolları son derece önemli ve stratejik noktalardır.

                        1933’ten sonra İtalya, Almanya ve Rusya silahlanmaya başladı. Ayrıca İtalya Habeşistan’a, Japonya Mançurya’ya saldırırken Almanya da askersiz bölge ilan edilen Ren bölgesine girdi. Milletler Cemiyeti barışı tehdit eden bu gelişmeleri önleyemedi. Bu gelişmeler üzerine kendi güvenliğini garanti altına almak isteyen Türkiye, 10 Nisan 1936’da Boğazlar üzerindeki sınırlamaları kaldırmak amacıyla Lozan Antlaşmasını imzalayan devletlere bir nota gönderdi. Türkiye bu notada savunmasının ve egemenlik haklarının korunması için Boğazlarla ilgili hükümlerin düzeltilmesini istedi. Türkiye’nin bu isteği ilgili devletler tarafından makul karşılandı.[16]

                        İsviçre’nin Montrö şehrinde bir konferans toplandı. Bu konferansa Türkiye, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Japonya, Yunanistan ve Yugoslavya iştirak etti. Konferans sonunda Montrö Boğazlar Sözleşmesi 20 Ekim 1936 imzalandı. İtalya’da iki yıl sonra bu sözleşmeyi tanıdı.[17] Montrö Sözleşmesinin imzalanması, TBMM’nde büyük bir memnuniyet yaratmış, diplomasi alanında kazanılmış büyük bir zafer olarak kabul edilmiştir.

                        Montrö Sözleşmesi ile; Boğazlar Komisyonu kaldırılmıştır. Askerden arındırılması ile ilgili tedbirlerde kaldırılarak, askeri hale gelebileceği hükme bağlanmıştır. Böylece, boğazların emniyeti Türkiye’ye bırakılarak, bölge üzerinde hâkimiyetini koruması sağlanmıştır. Boğazlar üzerindeki egemenlik kısıtlamalarının kalkması sonucunda, Türkiye Boğazların silahlandırılması ihalesini İngiltere’ye verdi. Hatta bu yaklaşım sonucu yine 1936’da Karabük demir-çelik fabrikalarının kurulmasını- Alman Krups Çelik Endüstrisinin daha düşük fiyat önermesine rağmen- bir İngiliz firmasına ihale etmiştir. Bundaki amaç Almanya’nın Türkiye üzerindeki iktisadi nüfuzunu kırmak maksadıyla İngiltere’ye yaklaşmasıdır.[18]

                        Ayrıca Boğazlardan geçiş ve seferler, Türkiye’nin Karadeniz’e sahili olan devletlerin, güvenliği sağlanacak şekilde düzenlenmiştir. Ticaret gemileri için tam geçiş serbestliği tanınmıştır. Savaş gemileri için ise; herhangi bir savaş halinde Türkiye savaş halinde değil ise, savaşan devletlerin savaş gemileri Boğazlardan geçmeyecekti. Türkiye savaşın içinde ise veya kendisini savaş tehlikesi karşısında görür ise, geçiş kararı kendisine bırakılıyordu.

                        Karadeniz’e sahili olmayan devletlerin, Karadeniz’e geçebilecek savaş gemileri cinsi, büyüklüğü ve tonajı sınırlandırılmıştır. Karadeniz devletlerinin savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi için de oldukça geniş serbestlik tanınmıştır.[19]

                        Sözleşmenin süresi 20 yılla sınırlandırılmakla beraber birlikte taraf devletlerden hiçbirisi süre sonunda sözleşmenin feshi yönünde bir talepte bulunmadıklarından, sözleşme hala yürürlüktedir.

                        Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi’yle Boğazlar üzerinde hâkimiyetini tesis etmesi, milletler arası münasebetlerde prestijini artırmıştır. Sözleşme Türk- İngiliz ve Türk-Sovyet münasebetlerinde bir dönüm noktasıdır. Sözleşmeyle oluşan Türk-İngiliz yakınlaşması Sovyetleri rahatsız etmiş ve Türk-Sovyet münasebetlerinde soğukluk meydana gelmiştir.[20]

                        Montrö görüşmeleri sırasında bir ara Sovyet Dış İşleri Bakanı Litvinof, Boğazların birlikte savunulması konusunda Türk Dış İlişkileri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın ağzını aramışsa da Türk Hükumeti’nin buna yanaşmayacağını anlayınca ısrar etmemiştir. Daha sonraki dönemlerde de Sovyetler bu isteklerinden vazgeçmişlerdir. Sovyetler Birliği’nin güçlü olduğu sırada yaptığı bu girişim, Amerika Birleşik Devletleri’ni harekete geçirmiş, 1947 Truman Doktrini’nin ortaya çıkmasının nedenlerinden biri olmuştur. Ayrıca Türkiye’nin NATO’ya girmesini kolaylaştırmıştır.[21]

 

                        Sonuç olarak Montrö Sözleşmesi’ne göre;

1-      Lozan Antlaşması’nda kurulmuş olan Boğazlar Komisyonu kaldırılarak bütün yetkileri Türk devletine geçti.

2-      Lozan Antlaşması ile Boğazların iki yanında askersiz duruma getirilen yerlerde, Türkiye asker bulundurabilecek ve tahkimat yapabilecekti.

3-       Ticaret gemilerinin her iki yönde Boğazlardan geçişi serbest olacaktı.

4-      Savaş gemilerinin geçişi ise zaman ve ağırlık bakımından sınırlandırılacaktı.

5-      Türkiye savaşa girer veya bir savaş tehlikesi ile karşılaşırsa Boğazları istediği gibi açıp kapatabilecekti.[22]

 

Montrö Boğazlar Sözleşmesi İle;

1-      Türkiye, büyük bir zafer kazandı.

2-      Türk Devleti’nin egemenlik haklarını sınırlayıcı hükümler kaldırıldı.

3-      Boğazlarda asker bulundurulması ile Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de önemi arttı ve milletler arası dengede önem kazandı.

4-      Sovyetler Birliği, Karadeniz yönünden gelebilecek tehditlere karşı güvenliğini sağlamış oldu. Bu durum Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki ilişkilerin gelişmesini sağlamıştır.[23]

 

           

KONULAR

 

 

C) BOĞAZLARIN LOZAN’DAN MONTRÖ’YE KADAR OLAN DURUMU   1

1) LOZAN KONFERANSI VE BARIŞI. 1

a) Konferansa Hazırlık, Görüşme Konuları ve Katılan Devletler 1

b)Görüşlerin Başlaması ve Kesilmesi 2

c) Lozan Konferansı’nda Türk Boğazları Meselesi 3

2) Boğazlar Komisyonu. 6

D) MONTRÖ SÖZLEŞMESİ İLE BOĞAZLARIN DURUMU.. 7

1)Montrö Sözleşmesi 7

 

 

 

 

 

 

 

 

              



[1] Semih YALÇIN, Mustafa TURAN, Türk İnkılâp Tarihi ve Atatürk İlkeleri, Siyasal Kitapevi yayını, Ankara 2004, s.237. 

[2] Şerafettin TURAN, Yeni Türkiye’nin Oluşumu, Bilgi yayınevi, Ankara 1995, s.260.

[3] İbrahim ARTUÇ, Yeniden Doğuş, Kastaş yayınevi, İstanbul 2001, s.530.

[4] Mustafa YILMAZ, Ayşe AKTAŞ, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Ankara 1998, s.131.

[5] Semih YALÇIN, Mustafa TURAN, Türk İnkılâp Tarihi ve Atatürk İlkeleri, Siyasal Kitapevi yayını, Ankara 2004, s.240.

[6] İsrafil KURTCEPHE, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I, Alp yayınevi, Ankara 2006, s.319.

[7] Yılmaz GÜLCAN, Lozan Barış Konferansında Boğazlar, Alfa yayınevi, İstanbul 2003, s.160.

[8] Lozan Barış konferansı I,s.100,101.

[9] Semih YALÇIN,

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »

Haber < Haber
Sitenizesayac.com
HOŞGELDİNİZ TARİHCİGENC\\\'E
www.eklesene.net