orhun kitabeleri

Orhun Abideleri'nin bulunuşu insanlığın en büyük keşiflerinden biridir. Gerçekten Orhun Abideleri'ni, Türkiye'den binlerce kilometre uzakta eski Türk yurdunda, bugünkü Moğolistan'da Türklüğün şahadet parmaklıkları olarak yükselen bu mübarek taşları kana kana okumak, her kelimesi üzerinde derin derin düşünmek, resimlerini huşu içinde seyrederek ruhu yıkamak, her Türk için milli bir ibadettir…

Orhun Abideleri'ne; Orhun Kitabeleri de denir. Şüphesiz bunlar kitabeleri. Fakat hem maddi bakımdan, hem manevi bakımından bu kitabeler tartışılmaz birer abidedirler. Muhtevaları gibi heybetli yapıları da abide hüviyetindedir. Onun için bunları ifade eden en iyi Orhun Abideleri tabiridir…

Göktürkler döneminden kalma, Türk Edebiyatı'nın ilkyazı örnekleri olan yazılı taşlar Orhun Kitabeleri'dir. Orta Asya'da Orhun ve Yenisey Irmakları yöresinde (günümüz Moğolistan) eski Türk Boyları'ndan (özellikle Göktürklerden) kalan Türkçe yazıtlar.

Türk Tarihi'nin en önemli yazıtlarıdır. Taş üzerine Orhun Yazısı adı verilen yazı ile yazılmıştır. Göktürk Devletleri'nden kalma 7. ve 8. asra ait en eski taş kitabelerdir. Üzerinde Türk Edebiyatı'nın ilk örnekleri bulunan Bengü Taşları'dır. Ötüken şehri yakınlarında, Orhun Irmağı kıyılarındadır.

Moğolistan'ın kuzey-doğusunda, eski Orhun Nehri yatağına dikilmiş oldukları için bu kitabelere Orhun Abideleri, Göktürk devletine ait oldukları içinde Göktürk Kitabeleri denmiştir. Abidelerde adı geçen Ötüken, Türklerin 1. İstiklal Savaşı'nı kazanan Kutluk Kağan tarafından, yeni Türk Devleti'ne idare merkezi olarak seçilen yerdir.

Orhun civarında Orhun Yazısı ile yazılı daha başka kitabelerde bulunmuştur. Belli başlıları 6 tanedir. Fakat bunların en büyükleri ve mühimleri 3 tanesidir. 1.si olan Kültigin Abidesi'ni, ağabeyi Bilge Kağan, 732'de diktirmiştir. 2.'si olan Bilge Kağan Abidesi'ni de ölümünden bir yıl sonra 735'te kendi oğlu diktirmiştir. 3. olarak Vezir Tonyukuk Abidesi ise 720–725 senelerinde kendisi tarafından dikilmiştir.

KÜLTİGİN ABİDESİ:

Bilge Kağan tarafından 732'de diktirildi. Piramit biçiminde olan yazıt, 3,77m. yüksekliğinde; 0,41m. kalınlığında ve 1,24m. genişliğindedir. Tepesi beş köşeli kalkan biçimindedir. Dört yüzü bulunan yazıtın, bir yüzünde ejderha resmi vardır. Yazıtın batı yüzü üzerinde Çince, öteki üç yüzünde ise Türkçe yazı yer alır. Doğu yüzünde 40, kuzey ve güney yüzlerinde 13'er satır vardır. Alanda, Kültigin'in yendiği düşman sayısı kadar (169) balbal (taş) vardır. Alanın girişine bir koyun heykeli dikilmiştir. Buranın süslenmesi işine verilen önem dikkati çeker. Kültigin'in mezarı ve karısının figürü, Trük Kültür Tarihi bakımından çok önemli eserlerdir.

Kültigin Kitabe'si; Bilge Kağan'ın, kağan olmasında ve Devlet'in kuvvetlenmesinde birinci derecede rolü olmuş kahraman kardeşine duyduğu minnet duygularını ifade eden, bizzat hükümdar ağzından yazılmış hitabedir. Saf olmayan mermerdendir. İtina ile yontulmuştur. Yukarı doğru daralmaktadır. Yere devrilmiş vaziyette bulunmuştur. Rüzgâra maruz kalan kısımlarında tahribat ve silintiler vardır. Abide'nin doğu cephesinin üstünde Kağan'ın işareti vardır.

Abide'deki Kitabeleri, Bilge Kağan ve Kültigin'in yeğeni Yollug Tigin yazmıştır. Satırlar yukarıdan aşağıya doğru ve sağdan sola doğru istif edilmiştir. Satırların uzunluğu 235 cm . kadardır. Cetvelden çıkmış gibidir. Abide'nin Çince Kitabe'sinde, Türk İmparatorluğu ve Kültigin methedilmekte, tanıtılmakta ve tarihler düşürülmektedir.

Göktürk tarihi, kültürü, Türk Dil ve Edebiyatı yönlerinden emsalsiz bir değer taşıyan bu kitabe ile birlikte Kültigin'in anıt-kabri ve içindeki nakış tasvirler tamamlanmış ve büyük cenaze töreni 1 Kasım 731 günü (“Koyun” yılının 9.ayının 27'si) yapılmıştır.

BİLGE KAĞAN ABİDESİ:

Bilge Kağan'ın oğlu tarafından 735 yılında dikildi. Yapı bakımından Kültigin Yazıtı'na çok benzer. Bilge Kağan Yazıtı da piramit biçimindedir. Doğu yüzünde 41, kuzey ve güney yüzlerinde 15'er satır vardır; batı yüzünde ise Çince yazı görülür.

Kültigin Abidesi'nin 1 km . uzağındadır. Şekli, tertibi ve yapısı itibariyle de Kültigin Abidesi'ne benzemekte, ancak boyu biraz daha yüksektir. Bu Abide'de de Bilge Kağan hitabetmektedir. Ayrıca Kültigin'in ölümünden sonraki vakaların ilave edildiği görülür. Bu eser hem devrilmiş hem parçalanmıştır. Tahribat ve silinti bundan dolayı fazladır. Bu abideyi de yeğen Yollug Tigin yazmıştır. Her iki Abide'de de, Bilge Kağan'ın sözlerinin dışında, Yollug Tigin'in kitabe kayıtları ve ilaveleri yer almaktadır.

Ölünceye kadar, başta bu nazır olmak üzere işbirlikçilerini bertaraf eden Bilge Kağan, 25 Kasım 734'te öldü. 19 sene “şad” ve kağan olmuştur. Çin kaynaklarında da belirtildiği üzere, çok güvendiği Türk Milleti'ni çok sevmekle nam salmıştır.

Bilge Kağan'ın ölümü, Kültigin'in acısını henüz unutamayan Türk halkını yasa boğdu. Çin İmparatoru da ülkesinde matem ilan ederek taziyelerini bildirdi. Bilge için, bir anıt-kabir inşasına ve kitabe dikilmesi hazırlıklarına başlandı. Metni yine Yollug Tigin kaleme almış ve 1 ay dört günde taşa kazımıştır.

“Ey Türk Milleti, üste gök yıkılmaz, altta yer delinmezse, devletini, töreni kim bozabilir!” diyen Bilge, oğlu tarafından diktirilen kitabede şunları söylemektedir: “… Üstte Tanrı, aşağıda yer buyurduğu için, milletimi, gözünün görmediği, kulağının duymadığı ileri gün doğusuna, geri gün batısına, beri gün ortasına, yukarı gece ortasına kadar götürdüm. Altının sarısını, gümüşün beyazını, ipeğin halisini, kakımın siyahını, sincabın göğünü milletime, Türklerime kazandırdım.”

VEZİR TONYUKU ABİDESİ:

Yazıt, aynı bölgede Ulan Batur Şehri'nin 66km. güneydoğudaki Bain Tsokto adı verilen yerde dikilmiştir. Devrilmemiş, dikili dört, cepheli iki taş halindedir. Birinci ve daha büyük olan taşta 35, ikinci taşta 27 satır vardır. Bu ağabey İlteriş Kağan'ın isyanına iştirak eden ve o günden Bilge Kağan devrine kadar devlet idaresini başyardımcı olarak kalan, Vezir Tonyukuk tarafından diktirilmiştir. Abide'de bu kudretli ve tecrübeli müşavir vezirin kendisi konuşmaktadır. Dört köşeli sarkofaj biçimindeki yazıt, 2,60 – 2,60m.'lik bir kaide üzerinde 1,5m. yüksekliktedir. Üç Kağan'a vezirlik yapmış olan Tonyukuk, yazıtında, hayatı ve Doğu Göktürk kağanlığındaki önemli faaliyetleri hakkında bilgi vermiştir.

Orhun Abideleri, Göktürk Devleti'nin kuruluşundan yarım asır sonra, Türk Beyleri'nin anayurttan uzaklaşarak, kendilerini Çin'in yumuşak ipeklerine ve hileci siyasetine kaptırıp bozduklarını anlatır. Eskisi gibi iyi ve bilgili olmayan bu beylerin elinde Türk Devleti'nin nasıl sarsılıp yıkıldığını anlatır. Bu yüzden tan elli yıl, Çin ilinde esir yaşayan Doğu Türklerinin, esirlik hayatına alışamayarak, durmaksızın isyan ettikleri ve sonunda muvaffak olduklarını, yeniden istiklal kazandıklarını anlatır.

Sekizinci yüzyılda, Çinlilere karşı yapılan istiklal savaşı kazanıldıktan ve Türk bütünlüğü sağlandıktan sonra, bunların unutulmaması için diktirilmiştir.

ORHUN KİTABELERİ ÇOK YÖNLÜ VESİKALARDIR:

Türk Milleti'nin adının geçtiği ilk Türk metin olup; taşlar üzerine yazılmış ilk Türk tarihi, Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması, devletin ve milletin karşılıklı vazifeleri, Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası, Türk askerinin dehasının, Türk askerlik sanatının esasları, Türk feragat ve faziletinin büyük örneğidir.

Türk içtimai hayatının yüksek tablosu, Türk hitabet sanatının şaheseri, hükümdara ne eda ve ihtişamlı hitap tarzı… Türk Milliyetçiliği'nin temel kitabı. Bir kavmi bir millet yapabilecek eser, Türk yazı dilinin ilk örneği ve başlangıcını miladın ilk asırlarına çıkartan delil, Türk ordusunun kuruluşunu ilk asırlara götüren vesika… İnsanlık aleninin sosyal muhtevası, Türk feragat ve faziletinin büyük örneğidir.

Danimarkalı bilgin, V.Tomsen 1893'te Orhun Yazıtını çözmeyi başarmıştır. Son olarak Türk bilgini, Talat Tekin, Amerika'da Orhun Türkçesi'nin bir gramerini ve kitabenin bir neşrini yapmıştır.

Kitabelerde, Bilge Kağan ve Kültigin'in kahramanlıklarından söz eder:

“Ey Türk Oğuz Beyleri, üstten gök çökmedikçe, alttan yer delinmedikçe, bil ki Türk Milleti, Türk yurdu, Türk Devleti, Türk töresi bozulmaz. Ey ölümsüz Türk Milleti! Kendine dön! Su gibi aktığın kanına, dağlar gibi yığdığın kemiklerine layık ol!

Ey milletim! Bil ki ben, zengin ve parlak bir millete han olmadım. Zayıf ve zavallı bir milletin başına geçip tahta oturmadım. Kardeşim Kültigin ve yeğenlerim olan iki prens ile ant içtik. Babamın, amcamın, hayatlarını verdikleri milleti uğrunda biz de bütün gücümüzle çalıştık.

Başına geçtiğim Türk Milleti'nin şan ve şevketi için gece uyumadım, gündüz oturmadım ölesiye, bitesiye çalıştım. Tanrı yardım etti, bahtım yar oldu, öldü sanılan milletimi dirilttim, yoksul milletimi zengin ettim. Türk Milleti'ni bütün milletlerden üstün kıldım!”

Moğolistan, Sibirya ve Yedisu eyaletlerinde bulunan bu yazıtların içinde mezar taşları, kayalar ve üzeri yazılı çeşitli eşyalar önemlidir. Bütün bu yazıtlar, Orhun'dan Tuna'ya, Yakutistan'dan Gobi'ye kadar olan bölgeye yayılarak, bu bölgenin Türk kültürünü meydana getirdi. Yazıtlarda Tanrı soyundan olduğuna ve Tanrı buyruğuyla başa geçtiğine inanan kağan, budunun yoksul ve güçsüz döneminde kağanlığa geldiğini belirterek onlara kazandırdığı ganimet, yağma, zenginlik ve savaşçı olanaklarıyla değerini övgüyle onaylatmaktadır.

Ayrıca işlenen başlıca düşünceler şunlardır: hükümdarlığı zamanında kazanılan savaş zaferleriyle övünç, bağımsızlık koşullarının ancak Ötüken bölgesinde kalmakla sağlanabileceği konusunda uyarılar…

Türk tanrısının, Türk ilini koruduğu konusunda kesin inancın tekrarları, kağanlığın kuruluş ve kurtuluşunda emeği geçen yiğit Kültigin'in savaş yazılma nedeni olarak kazanılmış zenginlik ve varlık öğelerini hatırlatma…

Kültigin anıtında doğal bir sevginin acısıyla insanca konuşan, alçak gönüllü ve içten davranan Bilge Kağan, ölen kardeşinin ve onun yas törenini ayrıntılarıyla anlatır, gerçekçi ve hak tanıyıcıdır. Kendi adını taşıyan yazıtta, gücünü artırmış bir kağan olarak Kültigin'in adını anmaz. “Gökte yaratılmış Türk Bilge Kağan” diye söze başlar, yalnız kendisinden söz eder, aynı tarih olayları özetini kişisel yeteneklerine ve gücüne bağlayarak açıklar.

Ötüken, Oğuz Destanı'ndan Tiyanşan Dağları ile Orhun Havzası arasında bulunduğu belirtilen kutsal bölgedir. Oğuzların hâkimiyeti altında olan Ötüken'de önemli kararlar alınır, tanrılara kurbanlar sunulurdu. Ötüken, ormanlık geniş bir alandı. Türk hâkimiyetini temsil eden bu ormana yabancıların girmesi ile Türk Devleti'nin sona ereceğine inanılırdı. Ötüken bozkır orduları için bir üs ve mühimmat merkeziydi. Daha sonra bu bölgede Uygur Devleti kuruldu. 840'ta Uygur Devleti'nin ortadan kalkması, bozkır hâkimiyetinin Ötüken'e bağlı olduğu inancından yıkılmasına sebep oldu.

YAZITLARIN DİNİ TARİHİ VE SİYASİ ÖNEMİ:

Orhun ve Yenisey Yazıtları Türk dünyası için birçok yönden önem taşır. Bunların başında yazıtların Türkçenin ilk yazılı belgeleri olması gelir. Gerçektende günümüze dek yapılan araştırmalara göre Orhun alfabesiyle yazılmış yazıtlar ve belgeler, Türk dili tarihinin ilk somut verilerini oluşturur. Bu yazıtların dili incelendiği zaman Türkçenin o döneme göre oldukça gelişmiş bir dil olduğu sonucu çıkarılabilir. Gerek dilbilgisi birimlerinin çeşitliliği, gerek sözcük dağarcığının kullanarak uygulanması, bu belgelerdeki dilin sözlü ve yazılı anlatıma büyük yatkınlık gösterdiğini açıklamaktadır.

Orhun yazıtları, düz yazı örnekleridir, bununla birlikte kimi dilciler yazıtların şiir biçiminde yazıldıklarını ileri sürmektedirler. Ancak bunu doğrulamak pek olanaklı değildir. Gerçi yazıtlardaki dil ve söyleyiş şiire elverişli görünmektedir. Ama bu özelliği onun türünden kaynaklanmaktadır.

Orhun Yazıtları, anı-söylev karışımı bir türde yazılmıştır denilebilir. İlk bakışta dikkati, konuşan kişi, yani Bilge Kağan çekmektedir. Bilge Kağan'ı güçlü bir söylevci yapmaktadır. İkinci vurgulanması gereken yönde yazıtların tarihsel ve siyasal bir içerik taşımasıdır.

Orhun Yazıtları, Türk tarihi, toplum yaşamı, kültürel yapısı yönünden de aydınlatıcı bilgilerle doludur. Yazıtlar Göktürk Kağanlığı'nın resmi ağızdan yazılmış bir tarihi görünümündedir. Tarihte ilk kez Türk adıyla kurulan bu devlet bozkır devletlerinin belirgin özelliklerini taşır. Aynı soydan gelen bütün boylarını “il” adıyla oluşturacak yapıda merkezi otoriteye bağlanması, siyasal erkin hemen bütünüyle orduya dayandırılması, dolayısıyla da iktisadi gücün bu orduyla sağlanması…

Yazıtlar siyasal bir bildiriyle donatılmıştır; “Türklük bilincini oluşturmak ve Türk birliğini sağlamak.” Kendinden önceki Kağanlar gibi Bilge Kağan'da, Orta Asya'da Türk birliğini gerçekleştirmeyi siyasal amacı olarak her şeyin üstünde tutmuştur. Ulusuna geçmiş dönemin dağınıklığını, başka ulusların buyruğu alanında geçirilen yılların acılığını verirken çözümü de göstermektedir: “Bilgili ve cesur Kağanların çevresinde ulus toplanmak ve töreyi kurmak. Bir askerlik ve siyaset tarihinden çok farklı olmayan yazıtlarda, “il” e. Ulusal bilince ve ulusal birliğe verilen önemin her biçimde ön planda tutulması boşuna değildir. Var olanın temel koşulu budur. “Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölümlü doğmuştur.” Ama “il” sonsuza dek yaşayacaktır…

İl tutacak yer, Ötüken ormanı imiş. Ötüken ormanında daha iyisi hiç yokmuş… 

                     

                    Yazımızım birinci bölümü...

Yorum Yaz